.::. Türkülerimiz Özümüzdür..! .::.

Geri Git   .::. Türkülerimiz Özümüzdür..! .::. .:: Halk Müziği::. .:: Hikayeler ::.

.:: Hikayeler ::. Türkülerimizin Hikayeleri

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 22.Ocak.2014, 16:50   #1
güller-33
Türkü Yolcusu
 
güller-33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 05.Kasım.2009
Nereden: mersin
Mesajlar: 1,546
Konular: 77

Level: 33 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Paylaşım: 81 / 810
Güç: 515 / 18666
Tecrübe: 43%

Standart Pir sultan abdal ve hızır paşa

sevgili dostlar; her okuyuşuma duygulanır, ağlayasım gelir...


PİR SULTAN ABDAL VE HIZIR PAŞA

Dost elinden dolu içmiş deliyim
Üstü kan köpüklü meşe seliyim
Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim
Ben de bu yayladan Şah’a giderim

Hızır adlı bir genç de Pir Sultan’ın adını duyup ondan feyiz almak için gelen köylülerden biridir.
Hızır, Sivas’ın Hafik ilçesinin Sofular köyündendir. Köyündeki insanların ve yaşamın bozulması nedeniyle gelip Banaz’a yerleşir; Pir Sultan Abdal’a kapılanır. Hızır’ın Pir Sultan Abdal’a hizmeti ve müritliği yedi yıl sürer.
Yedi yıl sonra Hızır, Pir Sultan Abdal’dan himmet ister. “Pirim bana himmet edin, ruhsat verin, büyük adam olayım.” der.
Pir Sultan Abdal da ona “Ben sana ruhsatı da himmeti de veririm Hızır.” der. “Ama sen gidip te büyük adam olunca, Vezir, Paşa olunca gelip beni asarsın.”
Böyle der ama duasını eksik etmez. İstanbul’a yolcu eder Hızır’ı.
Hızır İstanbul’da saraya gider ilerler, paşa rütbesi alır ve Sivas Valiliği’ne gönderilir. Vali olunca tüm inanıcını, ikrarını unutur. Yoksulları ezmeye, onlara zulmetmeye, haram yemeye başlar. Hak gözetmez, namus bilmez bir Vali olur.
Artık adı Hızır Paşa olan Hızır’ın Sivas’ta Kara Kadı ve Sarı Kadı adlı iki kadısı vardır. Bu iki kadı da aldıkları rüşvetlerle, haklıları haksız çıkarmakta, adaletsizlikleriyle ünlüdürler. Yoksul halkın bu iki kadıdan çekmediği kalmamıştır.
Pir Sultan Abdal da iki köpeğine Sarı Kadı ve Kara Kadı adlarını vermiştir. Pir Sultan Abdal köpeklerini Kara Karı, Sarı Kadı diye çağırınca, düşmanları gidip iki kadıya söylerler. Adlarının köpeklere verildiğini duyan kadılar, kızıp küplere binerler. Hemen Pir Sultan Abdal’ı tutuklatıp Sivas’a, huzurlarına getirirler. Köpeklerinin adlarını sorarlar. Pir Sultan Abdal gerçeği yadsımaz. “Evet” der. “Benim köpeklerimin adı Kara Kadı ve Sarı Kadı’dır. Ama onlar sizden daha iyidir. Çünkü benim köpeklerim haram yemez.”
“Köpeklerinin haram yemeyeceğini nereden biliyorsun?” diye sorarlar.
Pir Sultan Abdal “İsterseniz deneyin” diye yanıt verir.
Denemeye karar verirler. İlin ileri gelenleri toplanır ve bir kaba haram, bir kaba haram olmayan yemek hazırlarlar. Kapları işaretleyip kadıların huzuruna getirirler. Kara Kara ve Sarı Kadı önlerine konan haram yemeği bir güzel yerler. Sonra aynı biçimde köpekler için yemek hazırlanır. Pir Sultan Abdal’ın Kara Karısı ile Sarı Kadısı ise, içinde haram yemek olan kabı bir kez kokladıktan sonra yemeyip haram olmayan yemekten yerler. Böylece ilin ileri gelenleri kadıların haram yediklerini öğrenirler. Bunun üzerine Pir Sultan Abdal da “iyi köpek kötü kadıdan efdaldır (yüksektir, erdemlidir).” diyerek köpeklerin gözlerini öper, sonra da sazını eline alıp şu demeyi söyler.

“Koca başlı koca kadı İman eder amel etmez
Sende hiç din iman var mı? Hakkın buyruğuna gitmez
Haramı helali yedi Kadılar yaş yere yatmaz
Sende hiç din iman var mı? Hiç böyle kör şeytan var mı?

Fetva verir yalan yukarı Pir Sultan’ım zatlarımız
Domuz gibi dağı dolan Gerçektir şöhretlerimiz
Sırtına vururum palan Haram yemez itlerimiz
Senin gibi hayvan var mı? Bu sözümde yalan var mı?”

Bu demeyi de dinleyen kadılar başlarını yere eğerler ve çaresiz Pir Sultan’ı serbest bırakırlar.
Bu olaydan kısa bir üre sonra Sivas Valisi Hızır Paşa adı Koca Başlı Kör Müftü olan İl müftüsünden bir fetva alır. Bu fetvada “Şahın adının yasaklandığı, Şah diyenlerin dillerinin kesilip öldürülecekleri...” söylenir. Tellallar meydan meydan, sokak sokak gezip bu fetvayı duyururlar. Pir Sultan Abdal bu fetvayı duyunca hemen şu demeyi söyler.

“Fetva vermiş koca başlı Kör Müftü
Şah diyenin dilin keseyim deyü
Satır yaptırmış Allah’ın laneti
Ali’yi seveni keseyim deyü

Şer kulların örükünü uzatmış
Müminlerin baharını güz etmiş
On ikiler bir arada söz etmiş
Aşıkların yayın yasayım deyü

Hakkı seven aşık geçmez mi
Korkarım Allah(tan, korkum yok senden
Ferman almış Hızır Paşa Sultan’dan
Pir Sultan Abdal’ı asayım deyü”

Bununla da yetinmez Pir Sultan. Her gittiği yerde fetvaya karşı çıkar. Nereye gitse Şah’ı över. Bunun için ölümü de göze aldığını duyurur hep.Yeni yeni demeler söyler:

“Padişah katlime ferman dilese Eğer beni katsa kervan göçüne
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan Götürseler Hindistan’a Maçin’e
Cellatlar karşımda satır bilese Urganım atsalar darağacına
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan Yine geçmem ala gözlü Şah(ımdan

Onyedi yerimden vursalar yara Ahiri katlime ferman yazılsa
Cerrahlar derdime kılmasa çare Çıksam teneşire tabut düzülse
Kemendi bend ile çekseler dara Kefenim biçilse mezar kazılsa
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan

Karadır kaşları benzer kömüre Pir Sultan Abdal’ım derim vallahi
Münafıklar zarar verir ömüre Ölsem terk eylemem Pir’i billahi
İk’ellerim bağlasalar demire Huzur-u mahşerde dilerim Şah’ı
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan”

Muhbirler ve münafıklar, Pir Sultan’ın bu dediklerini hemen Hızır Paşa’ya yetiştirirler. “Senin fermanını da müftünün fetvasını da dinlemiyor bu adam” derler. “Her gittiği yerde Şah’tan söz ediyor”
Hızır Paşa’da askerlerini gönderip Pir sultan Abdal’ı Sivas’a getirir. Eski Piri’ne saygıda kusur etmez. Fetvadan, Pir’in demelerinden hiç söz etmez. Siniler içinde nefis yemekler sunar Piri’ne. Ama Pir Sultan yemeklere elini sürmez. Hızır Paşa Piri’nin yemeklere elini sürmediğini görünce sorar:
“Pirim, yoldan geldin açsındır. Ama yemeklere elini sürmedin. Neden?”
Pir Sultan eski müridine şunları söyler:
“Sen haram yedin. Zina ettin. Yetin malına el attın. Onların ahını aldın. Yoksullara haksızlık ettin. Senin bu haram parayla yaptırdığın yemeklerine ben değin köpeklerim bile ağızlarını sürmezler.”
Pir Sultan, bunları söyledikten sonra Paşa konağının penceresinden Banaz’daki köpeklerine seslenir. Banaz’daki köpekler koşarak gelirler konağa. Sofradaki yemeklere yaklaşırlar ve bir kez kokladıktan sonra da hiç dokunmadan geri çekilirler.
Bunu kendisine hakaret kabul eden ve çok kızan Hızır Paşa, Pir Sultan’ı tutuklatıp Sivas’taki Toprakkale’ye hapsettirir. Ama birkaç gün sonra yaptığından pişman olur. Ne de olsa Pir sultan onun eski Piri’dir ve çevrede saygı gören, sevilen birisidir. Pir Sultan’ı hapisten çıkartıp huzuruna getirir. Ona bir öneride bulunur.
“Pir’im, içinde ‘şah” sözü geçmeyen üç deme söyle seni bağışlayacağım.”
Hızır Paşa’nın bu sözleri üzerine Pir sultan sazını eline alır ve ilk demesini söyler:

“Hızır Paşa bizi berdar etmeden Her nereye gitsem yolum dumandır
Açılın kapılar Şah’a gidelim Bizi böyle kılan ahdi amandır
Siyaset günleri gelip tetmeden Zincir boynum sıktı halim yamandır
Açılın kapılar Şah’a gidelim Açılın kapılar Şah’a gidelim

Gönül çıkmak ister Şah’ın köşküne Pir Sultan’ım eydür mürvetli Şah’ım
Can boyanmak ister Ali müşkine Yaram baş verdi sızlar ciğergahım
Pirim Ali On İk’imam aşkına Arsa direk direk olmuştur ahım
Açılın kapılar Şah’a gidelim Açılın kapılar Şah’a gidelim.”

Yaz selleri gibi akar çağlarım
Hançer aldım ciğerciğim dağlarım
Garip kaldım şu ara ağlarım
Açılın kapılar Şah’a gidelim

Pir Sultan’ın dilinde hep Şah vardır. Hızır Paşa bu demeyi dinleyince kızar.
“pirim” der. “Sazı yanlış çalıyorsun. Dikkat et!”
Pir Sultan ikinci demesine geçer:

“Kul olayım kalem tutan ellere Münafıkın her dediği oluyor
Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz Gül benzimiz sararuban soluyor
Şekerler ezerim şirin diline Gidi Mervan şad oluban gülüyor
Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz

Allah’ı seversen katip böyle yaz Pir Sultan Abdal’ım hey Hızır Paşa
Dün ü gün ola Şah’a eylerim niyaz Gör ki neler gelir sağ olan başa
Umarım yıkılsın şu kanlı Sivas Hasret koydu bizi kavim kardaşa
Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz.”

Sivas illerinde zilim çalınır
Çamlı beller bölük bölük bölünür
Ben dosttan ayrıldım bağrım delinir
Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz

Sanki meydan okur Pir Sultan. İnadına “Şah!” der Şah’la bitirir demelerini. Hızır paşa iyice kızar. Çevresindekiler, “Bir Kızılbaş parçası seni dinlemiyor. Bu nasıl iştir? Nerde senin paşalığın?” derler.
Pir Sultansa kimseye aldırmadan üçüncü demesine başlar:

“Karşıdan görünen en güzel yayla Alınmış abdestim aldırırlarsa
Bir dem süremedim giderim böyle Kılınmış namazım kıldırırlarsa
Ala gözlü Pir’im sen himmet eyle Siz de Şah diyeni öldürürlerse
Ben de bu yayladan Şah’a giderim Ben de bu yayladan Şah’a giderim

Eğer göğerüben bostan olursam Abdal’ım dünya durulmaz
Şu halkın diline destan olursam Gitti giden ömür geri dönülmez
Kara toprak senden üstün olursam Gözlerim de Şah yolundan ayrılmaz
Ben de bu yayladan Şah’a giderim Ben de bu yayladan Şah’a giderim.”

Dost elinden dolu içtim deliyim
Üstü kan köpüklü meşe seliyim
Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim
Ben de bu yayladan Şah’a giderim

Artık Hızır Paşa iyice çileden çıkar:
“Günah benden gitti. Atın şu adamı zindana da aklı başına gelsin!” diye bağırır adamlarına. Pir Sultan’a döner ve “Yarın asılacaksın, Pirim!” diye ekler.
Zindana götürürler Pir Sultan’ı, Sivas’ın Keçibulan denilen bir yerinde onu asmak için bir darağacı kurarlar. Sabah güneş doğmadan önce onu asmak için alıp getirirler Keçibulan’a. Darağacına çıkarırlarken kimsenin ardından yas tutmasını istemez Pir Sultan. Başlar bu demeyi söylemeye:

“Bize de Banaz’da Pir Sultan derler Eğer Ali Baba sözü uyarsa
Bizi kem kişi de bellemesinler Ferman büyük yerden beyler kıyarsa
Paşa kıdemine tembih eylesin Ala gözlü yavrularım duyarsa
Kolum çekip elim bağlamasınlar Al’ın çözüp kara bağlamasınlar

Hüseyn Gazi binse gelse atına Surrum işlemedi kaddim büküldü
Dayanılmaz çarh-ı felek zatına Beyaz vücudumun bendi çözüldü
Benden selam olsun ev külfetine Önüm sıra Kırklar Şah’a çekildi
Çıkıp ele karşı ağlamasınlar Daha beyler bizi dillemesinler

Ala gözlüm zülfün kelep eylesin Pir Sultan Abdal’ım coşkun akarım
Döksün zülfün kelep eylesin Akar akar dost yoluna bakarım
Ali Baba Hak’tan dilek dilesin Pirim aldım seyrangaha çıkarım
Bizi dar bidinde eğlemesinler Yıldızdağı seni yaylamasınlar.”

Pir Sultan’ın asılmasından önce bir buyruk daha verir.
Hızır Paşa:
“Herkes Pir Sultan’ı taşlayacaktır. Taşlamayanlar ölümle cezalandırılacaklardır.”
Pir Sultan’ın asılmasını izlemeye gelenler ellerine taşlar alıp atmaya başlarlar ona. Ama hiçbir taş değmez Pir Sultan’a.
Pir Sultan’ın musahibi Ali Baba’da bu buyruğa uymak zorunda kalır. O pirine taş atabilir mi hiç? Bir gül alır eline ve gizlice Pir Sultan’a fırlatır.
Pir sultan, Ali Baba’nın kendisine gül attığını görür ve çok üzülür. İdam sehpasında şu demeyi söyler:

“Şu kanlı zalimin ettiği işler Pir Sultan Abdal’ım canım göğe ağmaz
Garip bülbül gibi zareler beni Hak’tan emrolmaz irahmet yağmaz
Yağmur gibi yağar başıma taşlar Şu ellerin taşı hiç bana değmez
Dostun bir fiskesi pareler beni İlle dostun gülü yaralar beni.”

Dar gününde dost düşmanım bell’oldu
On dergim var ise şimdi ell’oldu
Ecel fermanı boynuma takıldı
Gerek asa gerek vuralar beni

“Hala dilini tutmuyor bu adam!” deyip hemen ipi geçirirler boynuna.
Kalabalık dağıldıktan sonra Ali Baba, Pir Sultan’ın yanına gelip ayaklarına yüz sürer ve ağlar. Kanlı yaşlar akıtır gözlerinden. O gün ve ertesi günler Pir Sultan’ın asıldığı haberi çevreye yayılır. Kızı sanem saçını başını yolar ve sazını eline alıp babasının öldürüşüne şu ağıtı yakar:

“Dün gece seyrimde coştuydu dostlar Kemendimi attım dara dolaştı
Seyrim ağlar ağlar Pir Sultan deyü Kafirlerin eli kana bulaştı
Gündüz hayalimde gece düşümde Koyun geldi kuzular meleşti
Düşde ağlar ağlar Pir Sultan deyü Koçlar ağlar ağlar Pir Sultan deyü

Uzundu usuldu dedemin boyu Pir Sultan Abdal’ım yücedir şanın
Yıldızlar yaylası Banaz’dır köyü Kudretten çekilmiş bir senin bunun
Yaz bahar ayında bulanır suyu Hakk’a teslim ol şirin canın
Çaylar ağlar ağlar Pir Sultan deyü Dostlar ağlar ağlar Pir sultan deyü.”

Pir Sultan kızıydım ben de Banaz’da
Kanlı yaş akıttım baharda yazda
Koç babamı kurban verdim Sivas’ta
Darağacı ağlar Pir Sultan deyü

Bundan sonra söylentiler alır yürür Sivas ve çevresini. Bir söylentiye göre, Pir Sultan darağacındayken bir köpek gelip tam altında durmuş ve Pir Sultan da ona basarak ipini çözmüş, yerine de köpeği bağlamış. Sabahleyin darağacının yanına gelenler orada Pir Sultan’ın cesedini değil köpeği görmüşler.
Yine başka söylentiye göre, ertesi gün kahvede oturup söyleşenler arasında şu konuşmalar olmuş:
“Hızır Paşa dün sabah Pir Sultan’ı astırmış, duydunuz mu?” diye sormuş birisi.
“Ne asması yahu? Bu sabah ben Pir Sultan’ı Koçhisar yolunda, Seyfebeli’de gördüm.” Diye yanıt gelmiş birisinden.
Bir başkası: Yanlışın var. Bu sabah gün ışırken ona Malatya yolunda, Kardeşler Gediği’nde rastladım.” Demiş.
Bunun üzerine biri atılmış:
“Yanılıyorsunuz arkadaşlar. Ne diyorsunuz siz? Yeni Han Yol’nda Şahna Gediği’nde gördüm ben onu”
Hepimiz yanlışsınız. Ben onu Tavra Boğazı’nda gördüm” diye bağırmış bir başkası da.
Bir türlü anlaşamamışlar. Kimse kimseyi ikna edememiş. Hepsi kendi gördüğünün gerçek olduğuna yemin ediyormuş.
Kalkıp hep birlikte darağacının olduğu Keçibulan’a gitmişler. Ne görsünler? Darağacında Pir Sultan yok. Yalnız hırkası asılı duruyor.
Meğer ki Pir Sultan darağacından inip yola düzülmüş. Onun gittiğin gören Hızır Paşa’nın asesleri de peşine düşmüşler. Yakalamak için koşmuşlar yetişememişler. Pir sultan Kızılırmak Köprüsü’ne gelince dönüp bakmış ki asesler iyice yaklaşmışlar.Hızlıca köprüyü geçmiş ve geçtikten sonra “Eğil Köprü eğil!” demiş. Köprü eğilip suya batmış ve asesler karşıya geçememişler. Pir Sultan’ın kerametini anlayıp geri dönmüşler.
Pir Sultan Şah’a gitmek için Horasan’ın yolunu tutmuş. Yolda giderken bir musahiple karşılaşmış. Adam onun Pir Sultan olduğuna inanmamış. Çünkü musahip, Pir Sultan’ın asıldığını biliyormuş. Üstelik bu yüzden Sivas’ta ateşler yanmıyor, kazanlar kaynamıyormuş. Pir Sultan, birkaç nefes söyleyip adamı inandırdıktan sonra:
“Eğer Hızır Paşa, darağacında asılı duran köpeğin dübüründen üç kez üfürürse ateşlerin tekrar yanacağını” söylemiş.
Musahip Sivas’a gidince Pir Sultanla konuştuklarını Hızır Paşa’ya anlatmış. O da darağacına gidip asılı köpeği indirtmiş ve dübüründen üflemiş. İlk üfürüşte köpek dillenip “Pir Sultan!” diye bağırmış. İkinci üfürüşte “Can Sultan!”, üçüncü üfürüşünde “Yan Sultan!” diye bağırmış. O böyle bağırır bağırmaz Sivas’taki ateşler yanmaya, kazanlar kaynamaya başlamış...
Pir Sultan Horasan’a varıp Şah’ın huzuruna çıkar. “Niçin geldin?” derler. Pir Sultan da alır sazını eline ve şu demeyi söyler:

“Diken arasında bir gül açıldı Ben bend’ oldum şu meydana atıldım
Bülbülüm bahçede ötmeğe geldim İkrar verdim ikrarıma tutuldum
Bezirganım yüküm gevher satarım İptida talipten pire katıldım
Ali pazarına dökmüğü geldim Pirin eteğine tutmağa geldim

Baç’ım vermeyince yüküm açılmaz Pir Sultan Abdal’ım yüreğim döğüm
Gevherin hasına hile katılmaz İmanlar rengine boyandım bugün
İnkar toru ile şahin tutulmaz İrehber pişirir talibin çiğin
Bir gerçek tor’una düşmeğe geldim Ahiri bu imiş pişmeğe geldim”

Ardından şu demeyi söyler Şah’ın huzurunda:

“Zahir batın On’ki imam aşkına Erenler yolundan bir taş kaldırdım
Aman Şah’ım mürüvvet deyü geldim Gönül bahçesinde gülün soldurdum
Pirim nazar eyle şu ben düşküne Bugün eksikliğin nefsi öldürdüm
Aman Şah’ım mürüvvet deyü geldim Aman Şah’ım mürüvvet deyü geldim

Bakmaz mısın cesedimin narına Pir Sultan’ım eydür karşımda durma
Elim ermez oldu cihan karına Gidip münkirlere yol ekran kurma
Yüzüm yerde geldim durdum darına Alnımın karasın yüzüme vurma
Aman Şah’ım mürüvvet deyü geldim Aman Şah’ım mürevvet deyü geldim.”

Hacı Bektaş oğlun günahkar gördüm
Aradım isyanı özümde buldum
Yüzümün karasın elime aldım
Aman Şah’ım mürüvvet deyü geldim

Pir Sultan, Horasan’dan Erdebil’e gider, orada ölür ve gömülür.
Kimi söylentilere göre Pir Sultan’ın mezarı Erdebil’dedir. Bir Başka görüşe göre ise Merzifon’dadır.
Çeşitli araştırmacılara göre ise, Pir Sultan asıldığı yere gömülmüştür. Gönümüzde Sivas’ta mal pazarı olarak kullanılan yerdeki sıra söğütlerin bittiği yerde üstü taşlarla örtülü, boyu beş, eni bir metre kadar olan bir tümsek de Pir Sultan’ın mezarı kabul edilmektedir.
güller-33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.Haziran.2016, 10:57   #2
aseesa
Türkü Aşıgı
 
aseesa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 26.Mayıs.2016
Mesajlar: 41
Konular: 2

Level: 5 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Paylaşım: 0 / 104
Güç: 13 / 405
Tecrübe: 19%

Standart

ellerine sağlık
aseesa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Şu Anda Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (Kayıtlı Üye: 0, Misafir: 1)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Forum Seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Pir Sultan Abdal'ın Hayatı PALADAYI ► Pir Sultan Abdal 6 10.Mart.2017 22:27
Aşık Ali Sultan albümleri 15 full albüm m_deniz Kırık Linkleri Buraya Yazınız..! 10 13.Kasım.2012 21:42
Aşık Ali Sultan 15 Full Albümü no rapit CİRİT .:: Linkleri Kırık Olan Albümler ::. 69 26.Nisan.2012 18:48
Aşık Deman'i Baba teldentele .:: Ozanlarımız & Sanatçılarımız ::. 0 02.Mart.2011 20:49
Pir Sultan Abdal Üzerine (İrene Melikoff) PALADAYI ► Pir Sultan Abdal 2 24.Şubat.2010 01:52


Tüm Zamanlar GMT +1 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:43.


Powered by vBulletin® Version 3.8.9
Copyright © 2017 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.
Türkü Yolcuları - @PALADAYI