.::. Türkülerimiz Özümüzdür..! .::.

Geri Git   .::. Türkülerimiz Özümüzdür..! .::. .:: Halk Müziği::. .:: Ozanlarımız & Sanatçılarımız ::. ► Hasret Gültekin

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 19.Ağustos.2009, 22:20   #1
PALADAYI
DeRSimLi
 
PALADAYI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2009
Nereden: Dersim & Almanya-Köln
Yaş: 59
Mesajlar: 12,076
Konular: 1303

Level: 69 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Paylaşım: 680 / 1700
Güç: 4025 / 44328
Tecrübe: 1%

Standart Hep Hasret'le Yeter Gültekin Röportajı

Esmer - Vedat Esen,

Hep Hasretle Hasret Gültekin







HASRET GÜLTEKİN... Onu genç yaşta Sivas'taki Madımak oteli yangınında kaybettik... Ardında bu ülkenin ortak kültür dünyasına, müziğine, Türk müziğine, Kürt müziğine yaptığı emekleri bıraktı... 1986 yılında, daha 16 yaşındayken imza attığı "Gün Olaydı" adlı albüm, halen dinleyenleri hayretler içerisinde bırakıyor. "Rüzgarın Kanatlarında", "Gece ile Gündüz Arasında", "Seçmeler", "Ege'nin İki Yakası" gibi albümlere imza atan, yönetmenliğini yaptığı ve bir çok enstrümanını çaldığı Newroz seri albümleriyle adından söz ettiren Hasret , Gültekin'i eşi, yol arkadaşı, oğlu Roni Hasret Gültekin'in annesi Yeter Gültekin’le konuştuk.




Benim için Hasret Gültekin dendiğinde, hepsi bir yana Hasret bir yana. Birçok insan için de bu böyle, ben bunun cevabını kendime verebiliyorum, insanların da kendine ait mutlaka yorumlan vardır. Ama ben bunun cevabını biraz da sizden almak istiyorum.

- Bunu sizden duymak çok güzel. Yani Hasret'ten 14 yıl sonra halen bu görülebiliyorsa, insanlar da Hasret'in yaptığı işleri, bu farklılıkları görebiliyorsa bu çok güzel bir şey. Benim, Hasret'in yeri çok özeldi, farklıydı demem bana çok hoş gelmiyor biraz abes bir durum, sanki ben onu bir yere koymak istiyormuşum gibi. Kaldı ki ben müzisyen değilim ama görünen o ki Hasret'in, tabi ki halk müziğinde bağlamayı farklı kullanma adına en azından güzel bir yeri var, ayrıca repertuar anlamında da çok özel bir yeri olduğunu düşünüyorum.

Ustanın altı yaşında bağlama çaldığı söylenir. Sizin bilginiz var mı?

- Bu altı yaş hikâyesi de çok komik geliyor artık bu saatten sonra. Çünkü bir grup sanatçı ben bebekken notalarla ağlıyormuşumdan başlıyor, bir büyük kesim de ben altı yaşında diye giriyor ilk cümleye, ama demek ki böyle. Yani eğitimciler ve pedagoglar da bir çocuğun karakterinin üç yaşla altı yaş arası, duruma göre beşinci yaşta falan netleştiğini söylüyor, yani oradan yola çıkarsak demek ki altı yaşında bağlamayı eline alan büyük çoğunluk o yaşlarda karakterini tamamlıyor. Büyük bir ihtimalle de ne olacağını ya da en azından hobi olarak da olsa hangi enstrümanı çalacağını belirliyor. Hasret'in aslında bu altı yaş çok doğru değil, yani doğum tarihiyle ilgili hikâye var ya işte, 1971'li midir yok canım olamaz gibi bir şey. İşte bu altı yaş mevzusu da doğru değil. Hasret'in annesinden dinlediğimiz hikaye şu; 2,5 yaşında İstanbul'a geliyorlar, o dönem oturulan evin kömürlüğünde bir kırık divan saz söz konusu, o saza gücü yetmiyor, anneyle birlikte yukarı kadar sürükleyerek çıkarıyor. O tarih 4,5-5 yaşa tekabül ediyor, yani o tarihte karar veriyor, çalmış mıdır, çocuksu bir merak mıdır, ondan önce çaldığı süpürgelerin sayısı kaçtır bunu bilmiyorum. Çünkü öyle başlıyor merak ama tabi bunun Hasret'i çok özel kılması gerekmiyor. Çünkü böyle bir kültürden geliyor Hasret.

Çocukluğunda, gençliğinde kimlerle çalıştı, kimlerden bağlama çalmayı öğrendi?

- Ben tabi birlikte yaşamadım o dönemde ama dediğim gibi aileden, babaanneden dinlediğimiz hikayeler; o dönemlerde bağlama okulları, kursları yok. Ama o dönem sohbetlerde, muhabbetlerde, evlerde kurulan ya da özel ortamlarda bulunulma gibi bir durum söz konusu. Dolayısıyla Hasret'in yine kendi yöresinin büyük ozanlarından Haydar Acar'la tanışıklığı söz konusu İstanbul'da. Hasret'ten yaşça çok büyük bir insan ama Hasret onu keşfediyor ve hafta sonu görüşmeleri yetmediği için artık hafta içi de okulu kırıp gidiyor ve onunla çok yoğun çalışıyor. Daha sonra Ali Ekber Çiçek'le aynı şekilde görüşmeler söz konusu, ismini bilmediğim belki o kuşaktan Arif Sağ, Musa Eroğlu, Yavuz Top'lardan öncesi bir yığın aşıkla, ozanla büyük bir muhabbet ve tanışıklık dönemi var. Gidip onlardan usta çırak ilişkisinde öğrendiği çok şey var.
Onlardan da tabi ki etkileniyor ama Hasret'in o serüveninde dikkat çekici ya da bugün değerlendirdiğimiz repertuar genişliği, melodi zenginliği yada bağlamasındaki farklılık bence sadece alevi ozanlarından etkilenmesi değil. Kürtçe dinlediği ezgilerin de büyük önemi var diye düşünüyorum...




Can Dündar'la beraber bir Hasret Gültekin
belgeseli çekmek için yola çıktık. Hasretle
ilgili bize ulaşan her doküman Sivas'tan
geçiyordu, bir sure sonra Sivas üzerine de
bir belgesel yapmaya karar verdik.






- Hasret Gültekin ortak kültür müziği açısından bir ekoldü, bunu biliyoruz. Bunu nasıl başardığını merak ediyorum aslında. Çünkü hem Kürt halkının hem Türk halkının veya diğer halkların da sevdiği bir ozandı, ustaydı ve bu ekolden bir sürü sanatçı yetişti.Bir de solo albümlerinden daha çok bilinen Newroz serisi var... Bunların hikayesi nedir?

- Evet, daha önce piyasada olan üç Newroz solo albümünden çok Newrozlar bilinir, Hasret için onlar çok daha önemli çalışmalardı, yani solo çalışmalar bunun biraz sınamasıydı, Unkapanı'na verilen tavizdi. Çünkü asıl yapmak istediklerine aslında 1993'te başlamıştı Hasret. Yani konser video kayıtlarından, internet ortamında dolaşan görüntülerden izleyen insanların bize anlattığı da bu zaten, o kayıtlarda çok başka bir adam söz konuşu, solo albümleri şimdi yermek adına değil ama Hasret'in bağlamada geldiği ya da sesini kullanmakta, yorumunda geldiği yeri asıl orada görüyoruz. Ama Newrozlar buna rağmen dediğim gibi hem enstrümantal olarak hem sonradan sözlü, hem müzikal olarak çok önemli albümler hem de tarihi işler. Çünkü yasağı delmiş albümler. Hasret hiçbir zaman popüler, yani ne öyle ne böyle vardır ya o şekilde siyasi popülerizmi de sevmezdi, yani çıkıp sahneden yalan yanlış ajitasyon çekerek hissetmeden ya da ona inanmadan, slogan attırmayı falan da sevmezdi o. O derdi ki; ben öyle bir şey yaparım ki hiç kimse coşmaz belki o anda ama sonra o kadar ince işler ki o, ne olacaksa olur. Zaten dolayısıyla Newrozlarda bu şekilde düşünmüştü ve yeraltından bir takım şeyleri insanlara ulaştırmaktansa artık bugünün geldiğine inandığı için,4 ben bu işi yapacağım ve bu albüm de çıkacak ve bu albümden sonra da bu yasanın içi boşaltılmış olacak, bir anlamı kalmayacak' dedi. Öyle de oldu zaten.


Kürtçe üzerindeki yasağın delinmesinden söz ediyorsunuz sanırım... Nasıl delindi bu yasak?

- Newroz albümlerinde öyle ince bir zekâyla o yasağı anlamsızlaştırdı ki yasakçılar, ‘bu yasak kalkmıştır' demek durumunda kaldılar. O sesleri öyle bir kullandı ki; Kürtçe bilen herkes o sesi anladı ama ötekiler onu enstrümantal olarak onayladığı için kültür bakanlığı telif yada albümlere bandrol alınan kurum imzayı attı bu dosyanın altına. Ondan sonra sizin onayınızdan geçmiş bir yapımı geri almanız söz konusu değil. Çünkü onu dinleyip yapıyorsunuz, o çıktıktan sonra da belki yüzlerce dosya gitti bu şekilde Kürtçe albüm için. Dediğim gibi yasak artık bitmişti yani yasakçılar da daha komik durumlara düşmesinler diye bu yasak kalkmıştır, size sanki bu özgürlüğü ihsan eyliyoruz gibi bir tavra girdiler ki o da komikti. Bir de o dönem, Türkiye'de yayınlanamayan albümler yurtdışında yayınlanıyordu. Hasret'te yurtdışında çıkan birçok albümün yönetmenliğini yaptı. Bunlardan en önemlisi Dijwar diye bilinen sanatçı Gani Nar'ın albümü oldu. aynı şekilde burada çıkardı, o yasaklar kalktıktan sonra.



Hasret Gültekin aramızdan ayrıldıktan sonra eserlerini kullanıp, imzasını koymayanlar oldu... Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

- İlk 1997'de şöyle bir şeyle karşılaştım. Bir albüm; ismini vermeyeceğim çünkü onlar kendilerini biliyorlar, dinleyici de biliyordur zannediyorum. Hasret'in sözde arkadaşı bir İsim, sözde çok devrimci bir insan, sahnelerden kendini ben devrimciyim diye lanse ediyor. Turneye çıkıyor, sahnede alkışlatıyor, arkadaşım diyor, Sivas gecelerinde paralar kazanıyor ama Hasret için yapağı hiçbir şey yok, bestesini çalıyor, bir albümüne koyuyor bu türküyü ve diyor kİ bunun sözü bilmem kime aittir, müziği de bana aittir. Diyorsunuz ki lütfen bunu yapmayın! Hasret'in fiziksel olarak ölümüne neden olmuş insanlarla aynı seviyeye düşmeyin, Hasret'in talan edilecek başka bir malı mülkü yok müziğinden sanatından başka. Yani bunların 100 yıl sonra Hasret'e ait olduğunun bilinmesinin size ne gibi bir zararı olabilir.

Teliften dolayı mı yapıyorlar acaba?

- Hayır, telif zaten üç kuruş o da nedeni olmamalı diye düşünüyorum ama o da değil zaten. Çünkü biz 14 yıldır teliften hiçbir şekilde kendimize bir şey yapamadık. Yani garip bir ortam! Bir insan, bir müzisyen ne kadar zavallı, ne kadar aciz ve fakir olmalı ki onun yaptığı bir melodiye el koyup, onunla kendini alkışlatsın. On dört yıl sonra bir takım repertuarlar görüyorum, Hasret'in melodileri değil, onun türküleri, onun ürettiği şeyler değil ama CD kapağına bakıyorum, şarkının adı Hasret, arkasına Telli Turnam ya da bir başka şekilde... Yani hep Hasret'i çağrıştıracak şeyler. Şimdi bunun iyi niyetine inansam ben de duygulanacağım ama inanmıyorum. Çünkü Hasret'e özel yapılmış hiçbir şey yok, başka hiçbir üretim söz konusu değil.

Newroz serisinden bahsettik az önce sevgili Yeter Gültekin, orada, hatta çok kişi bilmez, çoban kavalı çalan yine ustanın kendisidir ve bunun gibi birçok enstrüman çalmıştır. Bu da çok garip bir durum aslında, yani herkeste bu yetenek yok. Siz bunun tanığı oldunuz. Bu süreç nasıldı?

- Zordu. Özellikle kabak kemane bölümü çok zordu. Bağlama onun için hep özeldi, yani bağlamayı çalmak başka bir şeydi onun için, kavalı çalmak, kabak ke-amaneyi çalmak başka bir şeydi. Bağlama onun için başkaldırının simgesi demek, Pir Sultan Abdal demek, kendi toprağı, yöresi demek, Alevi felsefesi demekti. Ama diğer enstrümanları da çalardı. Çok fazla onlara zaman ayırabileceğini, onlarda da bağlama kadar yetkin olacağını düşünmüyordu ama ihtiyaçtan çalıyordu. Bir takım kayıtlar yapacağı zaman, özellikle Almanya'da bulamıyordu. Ne enstrüman bulabiliyordu ne de çalabilecek müzisyeni. Orada da belli koşullarda çalıştığı için, mesela bir haftalık bir sürede stüdyoda bir işi bitirmesi gerekiyorsa, şimdi çıkıp diyordu bir ay zurnacı arayacağıma, gideceğim bu bir ayda kendim bu işi öğreneceğim ve çalacağım ve seviyordu da. On beş, on altılı yaşlarda bir dönem heveslenmiş zurnaya, zaten sonra bir takım şeyler gerektiğinde nefesli enstrümanlar özellikle, getirtti onları ve çaldı. Ama kaval konusunda yanılmıyorsam, Almanya'da kaydettiği bir film müziği vardı, orada sadece, diğerlerinde yine Sinan Çelik'i çağırmıştı ki onu da hem insan olarak çok sevdiği arkadaşıydı hem müzisyen olarak çok da iyi çalıyordu, o yüzden ona çaldırıyordu. Kabak kemane durumları vardı, o dediğim gibi anne için de benim için de zor zamanlardı. Çünkü enstrümanların acemiliğine dayanmak zordur. Almanya'dan buraya geleceği zaman ben ilk kabak kemaneyi paketliyordum tamam bunu da götürebilirsin gibi. İstanbul'dan Köln'e geleceği zaman da anne aynı şeyi yapıyormuş. İşte şu enstrümanı da götür lazım olur gibi. Biz de böyle bir iki ay uzaklaştırmaya çalıştık falan ama sonra çözdü, sabredin dedi, az kaldı çalacağım dedi, o zaman o kadar da kötü gelmeyecek size. Öyle bir şeyi var. Ama Newrozlar serisinde cümbüşlerin tümünü kendisi çaldı. Onu Hasan Saltık anlatır hep; 'gecenin bir vakti cümbüş çalacağım bu kaydın üstüne diye aklına gelip, cümbüş lazım deyince, kalkıp gittim Zeynel Abidin'den 150.000 TL'ye bir cümbüş getirdim. Adam çaldı' der. Böyle bir şey var işte. Bir de tarımız var ama zaten cümbüş ve tar zor değil yani perdeli, bağlamaya yakın şeyler olduğu için. Klasik gitar var çaldığı, Almanya'da bulunduğu dönemlerde klavye, piyano işine sarıldı, çünkü batı enstrümanları da çalması gerekiyordu.

Ustanın örnek aldığımız bir yanı da arşivcilik yanı. O süreç nasıldı? Yani bir kayıt için, bir ses için bir anda çıkıp gidiyor muydu?

- Bir anda çıkıp gitmek çok kolay değildi tabi. Hem parasal anlamda hem zaman anlamında ama o bir şeyi kafasına takmışsa, o mutlaka olacak. Yani yaşamın her alanında bu böyleydi. Onun İçin çok Önemli olan bir takım hazırlıkları yapmak için İspanya'ya gitmesi, Yunanlılarla çalışması ortak müzik adına, bizim özel yaşamımızla ilgili bir takım kararlarda çok aceleci ve ısrarcı davranması, dediğim gibi bunları anlatırken hoş geliyor ama onu yaşarken, siz de yaşamın nasıl geleceğini bilmezken çok da hoş gelmeyebiliyor. Bir de bazen altı kez aynı şeyi dinleyip tartışıp bitirdiğimiz şeyi, günde dokuz kez tekrar konuşmak 'yaa offf dedirtiyor insana. Ama sonra da diyorsunuz ki iyi ki yapmış, iyi ki öyle yapmış. Hiçbir şeye kıyıp atmazdı bir kez, çok özel, amcasından, dayısından bantlar, kayıtlar, köyde bîr cenazeden sonra kadınlar vefat edenin özel eşyalarını yıkarken, başlarında durup yaptığı kayıtlar. Yani bir on beş on altı yaşındaki insanın ne kadar toprağın], bu kültürü severse sevsin sürekli, yaşamının her gününde yapabileceği şeyler değil ama Hasret'in hep yaptığı şeylerdi. Bir walkmani vardı ve sürekli kayıt halinde, Hasret'in kuş seslerini, su sesini kaydettiğini hatırlarım, böyle bir adam ve onlar halen duruyor. Yani bu zengin dediğimiz arşiv, tabi ki bu piyasada çıkmış albümler falan var ama kendi kaydettiği en az bin tane kaset var 90'lık ve Hasret Almanya'dan Türkiye'ye gelirken hep boş makaralar, filmler fotoğraf makinesi için, bir sürü boş kaset getirirdi. Bunlar hep günlük kayıtlar içindi. Albümleri kaydetmek, kendi yapacağı müziği kaydetmek için değil ille de. Evimizde zaten öyle binlerce kitap ve albümler, ses kayıtları var. Ya da daha ileriye gidersek, bir çiçek bir kitabın arasında bir yerden çok özel, işte başka yerden çıkmıyor diye özellikle kendi köyünde yetişen bir takım otların adı. Böyle bir adam. Sürekli yazan bir adam, şiir ve günlük yazan bir adam. Komik maniler, denemeler, yani hayatı çok bilinçli yaşayan, zaman öldürmeyen bir adam.


Bizim jenerasyon için doğruyu veya yanlışı ayırt etmek biraz daha mümkün. Çünkü okuyoruz araştırıyoruz, kaynaklar önümüzde. Önceki jenerasyonun ise tecrübesi ve yaşadıkları var. Ama yıkamadıkları kalıpları ve tabuları da var. Onların inandıkları doğruları değiştirmek biraz zor. Değer verdikleri ve dinledikleri sanatçıları da öyle. Büyüklerim bana Hasret Gültekin'i anlat dediklerinde onlara sayısız neden sayabilirim. Bunlardan biri de Hasret Gültekin'in Hollanda Amsterdam Üniveritesi'nden öğretim görevlisi olma teklifi alması ve Köln Üniversitesi'ne kabul edilmesi örnekleridir. Bunları biraz da sizden dinleyebilir miyiz?

- Yükseköğretim, nerede okursanız okuyun lise bitirmek gerektiren bir iş. Ben Almanya'ya, özel söyleyeyim, eskiden lise bitirmiş olmak yetiyordu. Ben de zamanında liseyi bitirip gittim oraya. Ama 1981 -1982'den beri bu yetmiyor. Türkiye'de bir üniversite bitirmiş olmanız ve orayı en az iki sömestr okumuş olmanız lazım ki kayıt yaptırabüesiniz. Diğer zor koşulları saymıyorum bile.

Hasret lise 2'inci sınıftan terk. Benim Köln'de üniversite okuduğum zamanlar. Hasret'te stüdyo ve diğer çalışmalarından dolayı oradaydı fakat çalışmalarının dışındaki zamanlarda sıkılmaya başlamıştı. Amsterdam'da bir etnik müzik okulunun teklin oldu Hasret'e. Anadolu müziği hakkında öğretim görevlisi olması için. Onlarda böyle bir lise diploması gerekliliği yoktu. Çünkü bünyelerinde çok miktarda da alaylı hoca vardı. Yani kendi alanlarında çok yetkin ama diplomaları olmayan insanlar. Hasret teklifi kabul etmedi. Hem 'çok gencim, yapabilecek durumda olduğumu sanmıyorum' dedi. Hem de iki yıl boyunca orada bağlı kalmak istemiyordu. Ama adamlar onu yetkin görmüşlerdi bu iş için. Çünkü Hollanda'da onu bir çok konserde izlemişlerdi ve Hasret tercümana gerek kalmadan ders verebilecek kadar. İngilizce'ye sahipti. Hasret daha sonra Köln'de ne yapabilirim diye düşünürken; 'Ben Anadolu müziğini biliyorum, siyasi ve tarihi birikimim de hayli fazla fakat batı müziği hakkında öğrendiklerimi bitirdiğimi düşünmüyorum' diyerek Köln Üniversitesi'nden randevu talep ettik. İlk zamanlarda orada randevuyu verecek olan sekreter bile bizi ciddiye almadığı için randevuda zorlandık. Çünkü orada okuyabilmeniz için yetkinliğinizi bir profesörden onaylanmanız gerekiyor. Her kuralı yerine getirmiş olsanız bile bu şart. Hocayla görüşmek süre aldı. Türkiye'den geliyor olmanız bile mağlup başlamak demekti bu işe. Ama neticede görüştük. Hasret orada profesöre bağlama çalıyor, bağlamadan sonra Hasret'e 'tamam bağlamada çok iyisiniz, enstrümanınıza hakimsiniz fakat bir de batı enstrümanında sizi görmeliyiz' diyor. Hasret'te bir gitar ve arkasından bir klavyede kendince ezgilerini çalıyor. Gelen cevap şu oluyor: 'Hemen Gelin!' İster liseyi dışarıdan.bitirmek istiyorsanız bitirin gelin, ister bitirmeden gelin. Ama gelin! Ama maalesef bu olayın geçtiği tarih Şubat 1993. Konserler bitmeliydi. Yaz dönemi yoğundu. Eylül, Ekim gibi başlanacaktı. O belgeler hala durur bende. Randevular… tarihler... Ama dediğim gibi olmadı!

Ardından siz çalışmalarını topluyorsunuz. Hasret Gültekin Kültür Merkezi kuruldu. Biraz da bundan konuşabilir miyiz?

- 1994 yılı, şubat ayında İstanbul'da kurduk ilk olarak Hasret Gültekin Kültür Merkezi'ni. Birçok arkadaşımız yardım etti. Hasret'in yakın arkadaşları bulundu bu çalışmanın içinde. Ama 1997'de gördük ki işin başında biz bulunmazsak bu iş olmayacak. Çünkü oraya koyduğumuz binlerce müzik albümünden -ki bunların hepsi de tarihi işlerdi,piyasada bulunamayan, bir daha hangi paraya olursa olsun bulup yerine koyamayacağınız çalışmalardı- çoğu yok olmuştu. Biz oraya boş kasetler ve müzik setleri koymamıza rağmen, insanlar ille de yararlanmak istiyorlarsa kopya alsınlar düşüncesiyle ki kültür merkezini kurma amacımız zaten öncelikli olarak buydu. Bu insanlar arşivlerden yararlansınlar düşüncesiydi. Ama maalesef böyle olmadı. Üzülerek söylüyorum ki onbin plak, kaset, cd, taş plaktan geriye kala kala üçbinbeşyüz kayıt kalmıştı. Maddi olarak sonuna gelmiştik artık işin ve zorunlu olarak kapattık. Almanya'da devam ettik.

Peki Almanya'daki süreç nasıldı?


- Şimdi Almanya'da da şöyle bir sıkıntı yaşadık. Orda ki hırsızlıklar da -hırsızlıklar kelimesi belki kaba geliyor ama bu böyle- farklı şekilde gelişti. Fikir hırsızlığı proje hırsızlığı gibi. Artık bunlardan ve bizim de içinde bulunduğumuz sıkıntılardan dolayı seminerler ve workshoplar dediğimiz çalışmaları yapamaz hale geldik. Çünkü orası da bir ekip gerektiriyor.

Ve yıllardır sizin ve tüm Hasret Gültekin dostlarının ortak heyecanı olan belgesel nihayet çekilmeye başlandı sevgili Yeter Gültekin. Bundan da biraz bahsedelim mi?

- Tabi bahsedelim! Biz nasıl ki Utay Dinletileri'nden bahsederken heveslenip coşuyorsak -ki bunlar bizim umut ve direnç kaynağımız yoksa başka türlü yaşayamazdık- Hasret Gültekin belgeselini konu-: surken de aynı coşku ve heyecanı yaşıyoruz. Bu belgeseli ilk günden beri çekmek istiyorduk, ama hem biz bir takım şeyleri olgunlaştıramamıştık kafamızda, hem de kimle yaparız, nasıl yaparız düşünceleri hakimdi. Çünkü yılda bir kez yapılan bir etkinlik bile bizi bu kadar zorluyorken, bu belgeseli öyle ucuza kapatalım, . ne olursa olsun ama olsun mantığıyla çekmek doğru olmazdı. Hem tarihi anlamda doğru olmazdı hem de Hasret'e yakışmazdı. Artı Hasret'i anlatmak çok ta kolay değil. Yani Hasret'i ben anlatmamalıyım aslında. Başkaları anlatmalı. Hasretlin müziğini müzik otoriteleri, insan yanını hayatı paylaştığı diğer insanlar anlatmalı ki daha doğru olsun.

Dediğim gibi bu belgesel için fotoğraflar, özel kayıtlar, belgeler vs. topladık. Her şeyi bir şekilde birleştirmeye çalıştık. Ama asıl kafamdaki soru; ‘bu belgeseli kim çeker, çekecek olan kişi çekerse de kim yayınlar' oldu. Uzun lafın kısası ben Can Dündar'ı aradım. Dedim ki böyle bir şeyi görüşmek istiyorum. Birincisi en iyi belgeselleri sizin çektiğinizi düşünüyorum. İkincisi duygu olarak ta -ki bu benim için duygusal bir iş- bizi ve Hasret'i en iyi sizin anlatacağınız inancındayım. Ve biz hiç tanışmıyorduk. O da sağolsun ‘ben de hep düşünmüşümdür ama size nasıl ulaşacağımı bilemedim ve ayrıca da bunun olgunlaşmasını bekledim' dedi. ‘Bir gün bu buluşmanın gerçekleşeceğini düşündüm’ gibi bir yaklaşımda bulundu. Ve bu beni umutlandırdı mutlu etti. Ankara'da buluştuk ve üç-üç buçuk saat bunu konuştuk. Orada da bir kez daha yüreğime su serpti sevgili Can Dündar. Bana şöyle dedi: -'Bunu hiç sıkıntı yapma, bunu biz mutlaka çekeceğiz. Ama bir yıl ama iki yıl. Ben gerekirse bunun olanaklarını kaynaklarını sağlayacağım. Ve biz bu işi yapacağız.' O böyle bir sorumlulukla ve böyle candanlıkla yaklaşınca bana söyleyecek bir söz kalmadı.

Ve başladınız!

- Yıllardır nasıl olacak diye uyku uyumadığım bu belgesele en nihayetinde başladık. Hasret'in ilkokul öğretmeni, arkadaşları, annesi, babası çekildi. Elimizdeki 50'ye yakın VHS video, DVD'ye aktarıldı. Onları bir yıldır izliyor Can. Bir takım yazılan günlüklerinden okuduk. Şiirlerinin büyük bir kısmını elden geçirdik. Ve gördük ki çok çok belge var elimizde. Ki bize daha ulaşamayanlar olduğunu düşünüyorum. Bir de bunları 1,5-2 saate nasıl sığdıracağımızı düşünüyorum, ikincisi, bu insanı anlatmaya hangi pencereden başlayacağız?

Müzisyen mi diyeceğiz, şair mi diyeceğiz, araştırmacı mı diyeceğiz, bunu da bilmiyorum. Ama bir şeye karar verdik ki; çok önemli ve çok sevindirici. Hasret'i çekerken sürekli Sivas belgesi geçiyor elimize. Bir şekilde oraya bağlanıyor iş. Ve biz Sivas belgeselini de çekmeye karar verdik. Koşullarını ve kaynaklarını biz yaratacağız. Şimdi bununla ilgileniyoruz.

Haziran 2007


Kaynak:[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________


.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

...

Kırık olan linklerimi mesajla bildirirseniz linkler yenilenecektir..!
PALADAYI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.Şubat.2010, 01:39   #2
Ağşar
Yasaklı Üye
 
Ağşar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 25.Aralık.2009
Mesajlar: 3,217
Konular: 75

Level: 44 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Paylaşım: 107 / 1078
Güç: 1072 / 26245
Tecrübe: 14%

Standart

teşekkürler emeklerinize
Ağşar isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.Mayıs.2016, 15:04   #3
'Byğl
Türkü Yolcusu
 
'Byğl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 13.Mart.2016
Nereden: İSTANBUL
Mesajlar: 184
Konular: 60

Level: 12 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Paylaşım: 0 / 290
Güç: 61 / 1791
Tecrübe: 61%

Standart

Teşekkür ederim.
__________________
Benim gibi düşün demiyorum kardeşim! Sadece düşün diyorum...
'Byğl isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Şu Anda Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (Kayıtlı Üye: 0, Misafir: 1)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Forum Seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Hasret Gültekin Kimdir ? PALADAYI ► Hasret Gültekin 4 25.Haziran.2017 10:58


Tüm Zamanlar GMT +1 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:40.


Powered by vBulletin® Version 3.8.9
Copyright © 2018 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.
Türkü Yolcuları - @PALADAYI